MAZERET, İnsanın Kendisine Söylediği En Büyük Yalandır.
Hz. Ali Davet Formu

  1. Ana Sayfa
  2. Bloglar
  3. Makale 30 Eylül 2005

Ülkemizde insanlar gün içerisinde eşleriyle, çocuklarıyla, dostları ile acaba kaç dakika konuşuyorlar?  Acaba, akrabalar, komşular birbirlerini ne kadar sıklıkla ziyaret ediyor? İnsanlar günde kaç saat televizyon seyrediyor, kaç saat internet üzerinden sanal iletişim kuruyorlar? Acaba günde kaç dakika aynaya bakıyorlar, günde kaç kere kendilerini özleyip aynanın karşısına geçiyorlar?

İnsanlar gerçek yüz ifadeleri ile mi dolaşıyor sokaklarda? Araba kullanırken direksiyon başında, otobüs beklerken durakta, çalışırken masanın arkasında, işini takip ederken masanın önünde, okulda, yolda, kaldırımda, neden insanların yüzleri beton gibi?

Ne kadar mutlu bugünün insanları?

Bütün bu soruları hep merak edip dururdum. Aslında kafamdan belki birçoğunun cevabını da verebiliyordum. Ama yine de bilimsel verilere ihtiyacım olduğuna olan inancımla, 1370 kişiyle yüz yüze görüştüm. Amacım, Türk insanının gün içerisindeki iletişim tarzını analiz etmek ve onların mutluluğunun, ümidinin oranını bulmaktı.

Oldukça keyifli, şaşırtıcı, üzüntü ve kaygı verici sonuçlara ulaştım. Bu sonuçları önümüzdeki günlerde bu sütundan ve ayrıca bir kitap olarak da yayınlamayı düşünüyorum.

Bu gün sadece ülkem insanının mutluluk ve ümit oranına bir kaç şey söylemek istiyorum.

İstanbul genelinde eşit yaş, cinsiyet ve eğitim düzeyinde insana sorduğumuz sorulardan bir tanesi, “Bugün itibari ile kendinizi mutlu hissediyor musunuz?”

Tahmininizi alabilir miyim?

Ben tahminimi tutturamadım. Yurdum insanının % 30’unun mutlu olmadığını zannediyordum. Meğer bu oran %53.8 miş. Yani bu ülkenin insanlarının yarıdan fazlası mutlu değil. Mutlu olmadıkları konular farklı da olsa, insanlar yaşadıkları güne mutlu olarak başlamıyor.

Kimi ekonomiden dolayı mutlu değil, kimi trafikten, duygusal olarak tatmin olamadığından, kimi siyasal gelişmelerden, kimi gürültülerden, kimi yalnızlıktan ve daha birçok şeyden dolayı insanımız mutlu değil.

Allah’ın bizler armağanı olan her yeni gün, kalan ömrümüzün ilk gününe %53.8 oranında mutsuz giriyoruz.

Geçmişle mukayese edebilmek için elimde veri yok. Aslında ne kadar iyi olurdu. Yani bundan 20 sene önce acaba insanımızın yüzde kaçı mutluydu? Elimde veri yok ama zannediyorum daha mutluydu…

Çünkü insanlar daha az tüketiyordu. Belki daha çok üretmiyorlardı ama, bu kadar da tüketmiyorlardı, tüketim çılgınlık boyutuna ulaşmamıştı.

Trafik cinnet getirtecek kadar değildi. Hava kirliliği gürültü yoktu. Cep telefonu hayatımızın her yanını gasp etmemişti. Televizyona bu kadar bağlı değildik. Daha fazla iletişim kuruyorlardı. Kredi kartları bu kadar yaygın değildi. Asgari limitlerini ödeyebilmek için öbür karttan para çekmiyorduk. Bir tane televizyonumuz vardı, yatak odamızda, mutfağımızda televizyon yoktu.

Yeni yılda, bayramlarda, kart atıyorduk, birbirimize. Ruhsuz, kimliksiz ve imzasız mesajlar mailler yoktu.

Bu kadar büyük apartmanlar yoktu. Boş arsalarda çocuklar top oynar ip atlardı.

Koruma görevlili “kampüs siteler” yoktu. Gaspçılar daha azdı, dilenci ve tinercilere, çocuk satıcılarına bu kadar sık rastlanmazdı.

İnsanlar aza kanaat ederdi, birbirinden daha çok albenisi olan ihtiyacı olsun, olmasın kendisini bize mecbur eden bu kadar alış – veriş “fırsatı” yoktu.

 

Amaçlarla, araçlar yer değiştirdi.

Az üreten insanlar çok tüketmeye başladılar. Hoşgörüsüzlük ve görgüsüzlük hoşgörüyü ve görgüyü yok etti.

İletişim çağında, kapı komşularıyla, karısıyla, kocasıyla iletişim kurulmaz oldu. Sağlık, dostlar, aile bir şey ifade etmez oldu. İnsanlar iç dünyalarıyla kıyasıyla kavga eder oldular ve insanımızın %53.8’i mutsuz oldu.

 

Peki hiç mi umut yok!

Toplumun umudunu da sorguladık maalesef çıkan oran bundan da kötü toplumun yaklaşık %60’ı geleceğe umutla bakamıyor.

 

Mutlu değiliz bari umutlu olabilseydik…

 

Neden acaba, neden?

 

Şaban Kızıldağ