MAZERET, İnsanın Kendisine Söylediği En Büyük Yalandır.
Hz. Ali Davet Formu

  1. Ana Sayfa
  2. Bloglar
  3. Adam gibi adamların dolu...

Adam gibi adamların dolu kalpleri vardır...

 

“ Dolu bir kalpte herşeye yer vardır, ama boş bir kalpte hiçbir şeye yer yoktur.” Ne güzel söylemiş Antonio PORCHIA.

 

Bir kalp düşünün içerisinde hiçbir şey yok.  Katı, kap katı, bom boş. Herşeye, herkese kapalı. Hiçbir şeyi görmüyor. Kalp görür mü diye düşünmeyin! Gözün gördüğü aslında kalbin gördüğüdür. Kalp görmüyorsa göz de görmez...

 

İnsanlar vardır kalpleri bom boştur. İçlerinde zerre kadar sevgi, aşk, muhabbet ve anlayış yoktur. Bir çiçeği hissedemedikleri gibi, karşılarında bulunan insanlara da hep at gözlüğü ile bakarlar. Yarısına kadar içinde su olan bardağı “ hep yarısı boş bardak” olarak anlatırlar. İnsanların kusurlarını ararlar durmadan. İnsanları etiketlerler. Düm düzdürler, hiç esneklikleri yoktur. Dinlemeyi bilmezler. Dinleseler de hep kendi pencerelerinden dinlerler. Empati yapamazlar. Birini anlayabilmek için bir müddet onun yerine geçip meseleleri tahlil etmeye tahammülleri yoktur. Her zaman onlar haklıdırlar. Haksız olan ve değişmesi gerekenler ise karşısında bulunanlardır. Değişime karşı sürekli direnirler. Sabit fikirli ve daracık dünyaları vardır. İçleriyle asla barışık olmadıkarı gibi, yaptıkları işlerle de barışık değildirler. Mutlu bir ev ortamları da yoktur. Takdir etmeyi bilmedikleri gibi, teşekkür etmeyi ve özür dilemeyi de bilmezler. Bir şarkının efkârına dalamadıkları gibi, soğuğa inat dağların arkasından doğan güneş de ısıtmaz onları ve kalplerini. Bir bülbülün şakıması, bir suyun şırıltısı bir şey ifade etmez onlar için. Gülmeleri cılız, ağlamaları ise hiç yoktur. Çükü boş kalp ağlayamaz... Ağlayabilmek için dolu bir kalbe ihtiyaç vardır oysa...

 

Kalp doluysa şayet herşeye ve herkese yer vardır. Hoşgörüye yer vardır öncelikle. Hep güzel görüp, hep güzel düşünmeye gayret eder. Empati yapar çoğu zaman. Bir insanı anlamak için onun penceresinden bakar dünyaya kısa bir süre. Hemen kestirip atmaz. İnsanları etiketlemez, bütün insanları insan oldukları için sever ve hoş görür...Bardağın suyla dolu olan tarafını görür. Her insanın yardımına koşar. İnsanlara karşı engin bir hoşgörüsü vardır, onları kalıplara ve şablonlara sokmaz. İnsanların kusurlarını aramaz, insanlarla değil hadiselerle ilgilenirler. Dünyayı değiştirecek idealleri ve hedefleri vardır. Yaradılışın sırrına ermiş kimselerdir. Dünyayı, makamı, çalışmayı, ölmeyi, parayı ve buna benzer herşeyi kafalarında bir yere oturtmuş, hiçbir soru işareti olmaksızın içleriyle barışık yaşayan insanlardır. İçleri ile barışık oldukları gibi işleriyle de barışıktırlar. Ne iş yaparlarsa yapsınlar gönül rahatlığı içerisinde yaparlar ve insanlara faydalı olmayı temel düstur olarak benimserler. Evlerinde karşılıklı sevgi ve saygı hakimdir. Onların çocukları da dolu bir kalple yetişirler ve başta aileleri olmak üzere, topluma ve tüm insanlığa faydalı olurlar...

 

Peki dolu bir kalp nereden beslenir? Dolu bir kalbe nasıl sahip olunur?

 

Dolu bir kalbin mimarları öncelikle ailedir. Anne, baba dünyaya gelen yavrularını fiziksel olarak geliştirirken, kalbi gelişimlerine de önem vermek ve bunun üzerinde yoğunlaşmak zorundadırlar. Çocuk sevgiyi, inancı, hoşgörüyü, paylaşımı, adaleti öncelikle ailede öğrenir. Anneler ve babalar, uygulamalarıyla, sözleriyle bütün bunları ilmik ilmik dokur kalplere.

Daha sonra eğitim gelir. Akıl ve kalp eğitimle beslenir ve gelişir. Daha sonra inanç vardır, bir şeye inanmak insanı insan yapar. Daha sonra başka insanlar vardır ilham veren. Kitaplar vardır. Yazarlar vardır, şairler vardır, müzisyenler vardır kalbi besleyen. Ve bütün bunlar kalbi dolu bir insanı doğurur. Kalbi dolu insan, yani adam gibi adam.

 

Dolu kalpte herkese, herşeye yer vardır ve adam gibi adamların dolu kalpleri vardır...